“GÖNÜL YARASI”
Yaşar Taşkın KOÇ
Biliyorum, Trabzon Valisi’nin aleyhine manşet çektiği gün Hürriyet, papazı öldürdüğü iddia edilen genç yakalandı. Papazı niye öldürdü; karikatür meselesi mi, misyonerlik tepkisi mi, cinsel taciz mi... belli olur yakında.
Biliyorum, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tasarruftan bahseden Maliye Bakanı, bu “reformun karşılığında sadece ilaçta 1 katrilyon liralık artışla karşılaştı. Her mahallede pıtrak gibi çoğalan özel hastanelerin faturaları da eklendikçe neler neler çıkacak daha...
Biliyorum, Hüsamettin Özkan Yüce Divan’daki son savunmasında “Malvarlığını bile açıklayamayanlar beni buraya sevketti derken, Başbakan malvarlığını açıklıyordu...
Biliyorum ama, Kurtlar Vadisi’nin film haliyle ilgili yazı yazmak aslında ciddi bir moda. Ama derdim moda değil, Mutlu Parkan’ın artık piyasada bulunamayan, talebelik dönemimde okuduğum ve çok yararlandığım kitabından bahsetmek. Kitapta, filmlerde kötülerin daima kaybetmesi meselesi açıklanıyordu. İzleyici, filme girer, kötüler kötülüklerini zirveye kadar taşır ve sonunda mutlaka kaybederlerdi. Seyircinin duygu ve düşünceleri film içinde yoğunlaştırılır, yükseltilir ve sonunda kötünün zaferine yakın bir yerde çıkan çatışma ile savaş iyiye kazandırılır. Gerçek hayatta bir türlü iyi’nin kazanamadığını bilen, yaşayan; bizzat kaybeden seyirci de film içinde iyiyle özdeşleştiği için, bu “son sayesinde duygularını boşaltır.
Gerçek hayatta yapılamayan bir filmde yapılır.
Galiba teknik olarak da “katarsis deniliyordu bu duruma.
Bu yüzden nice filmler heba olup gitmiştir.
Bu yüzden Hollywood ciddi bir yalandır.
Bu yüzden, bir zamanlar adam sandığımız De Niro, Korku Burnu’nda rolü kabul etmeden önce, “Sonunda ailenin kazanmasını şart koşmuştur. Gören de Amerika’da hep aile kazanıyor sanır. Bu yüzden nice parlak yönetmen kenara itilmiştir. Kimi filmler sansürden uzun yıllar kurtulamamıştır.
Ama “iyilerin kazandığı filmler hep ön sıradadır. Ama bu filmlerde “iyilik değil, “iyi kazanır. Bütün zaafları da buradadır zaten. Altı boş, içi kof iyiler dayatılmaktadır bu filmlerle sadece. Bu yüzden, gerçek hayata bir katkıları olmadığı gibi sadece köpük katarsisler oluşturdukları için yenilerini de sürekli üretmek gerekmektedir.
Bizim borsada katarsis zirvesi yapan son ürünümüz de Kurtlar Vadisi filmi.
Gerçek hayatta çuvalı giymişsinizdir; sinemada seyirciye çıkarttırırsınız...
Gerçi Batılı insan için bu arınma belki mümkün. Belki Türk tipinde ters tepiyor bu katarsis anlayışı... Bilmiyoruz, Türkler bu filmden çıkarken Amerikan nefreti artmış olarak mı çıkıyor; arınmış olarak mı çıkıyor; yoksa nefreti artmış olarak mı?
Memlekette sosyoloji ve psikoloji alanında dişe dokunur, işe yarar bir araştırma görmediğimiz için uzun zamandır, bunun cevabını da bilmiyoruz.
Ama, 3 gün içinde 1 milyondan fazla izleyicinin izlemesi; bu kadar kof, bu kadar boş, bu kadar sahte ve belli ki bu kadar acemi bir filme bu ilgi kadar, filmin galasına katılan insanların eğitim, kariyer durumu da ayrıca bir inceleme konusu. Bütün seviyemiz artık bu kadar mı?
Umutsuz olmak için sebep çok...
Ama umut için de ‘buradayız’ diyenler var.
Yavuz Turgul gibi... Onun çektiği Gönül Yarası filmi gibi...
Kanal D pazartesi akşamı yeniden yayımladığı için artık milyonların izlediği bir film haline geldi, bu yüzden ben de aslında size Gönül Yarası filminden bahsetmek istiyorum.
Gerçi, bu konuda mükemmel bir analizi Sadık Yalsızuçanlar Zaman gazetesinde yazmış, mutlaka okuyun http://www.zaman.com.tr/?hn=246911&bl=yorumlar&trh=20060115.
Her filmi içi boş, ne idüğü belirsiz “iyi karakterler kazanmaz. Gerçek hayata çok daha uygun olarak “iyilik kazanabilir belki.
Gönül Yarası da böyle bir film. Fazla yetenekli olmayan Meltem Cumbul’dan yeni yıldız Timuçin Esen’e herkes çok iyi oynuyor. Şener Şen’in oyunculuğu için ayrı bir paragraf gerek, ama artık izlediniz, uzatmaya gerek yok.
Filmin başarısı için, müzikten görüntüye kadar herşeyin dört dörtlük olduğunu; başlangıçta bir iki diyaloğun biraz zorlama kaçtığını; Yavuz Turgul’un karakterleri çabucak tanıtmak için biraz aceleye getirdiği kısa bir iki yer olduğunu belirtelim sadece.
Az anlaşılmış olduğunu düşündüğüm 21 Gram filminde de kalbi iflas etmiş bir adam, sonunda iki çocuğu ve eşini kaybedip tekrar uyuşturucu bağımlısı olma yolunda yürüyen bir kadına; trafik kazasında 3 kişinin ölümüne neden olup hayata ve daha kötüsü Allah’a olana inancını kaybetmiş bir adama ve umutsuzca bebek sahibi olmaya çalışan ama kocasından boşanmak üzere olan bir kadına... üç insana yeniden hayat vermişti.
İki kadın hamileydi film biterken, yani hayata yeniden tutunuyorlardı. Bir adam ailesine, hayata ve Allah’a yeniden kavuşuyordu.
Bütün bunları kalbi iflas etmiş bir adam, ölmeden hemen önce başarmıştı. Sonunda da öldü.
Gönül Yarası en çok 21 Gram’ın bu tarafına benziyor.
Cumhuriyet’i ve aydınını simgeleyen emekli öğretmen Nazım (Şener Şen) film biterken annesi babası ölmüş (çünkü öldürücü bir ilişki baştan beri) bir kızın yeniden konuşmasına vesile oluyor. Ve bu kızı artık doğurması ihtimali olmayan kendi öz kızına veriyor evlat olarak.
Hayat sürüyor.
Bir sürü kötülük, sıkıntı arasından bir filiz doğuyor yeniden veya bir sürgün bir başka toprakta yeniden hayat buluyor...
Müziklerinin başarısı Neşet Ertaş’ın kasetlerinde bile olmayan güzellikte bir Karlı Dağlar yorumundan belli zaten ama ayrıca soundtrack’ı çıkarılacak kadar da belgeli olan film için, Kurtlar Vadisi ve benzeri düzeysiz saçmalıklara karşı yüzümüzü ağarttığı için teşekkür ediyorum bir kere daha. Katarsis numaraları çekmeden, yalan söylemeden bizi bize bizden öykülerle en temiz, en özenli şekilde anlatabildiği için...
Sahi, Camdan Kalp diye de bir film vardı, izlemiş miydiniz?
http://www.8sutun.com/node/7122
Biliyorum, Trabzon Valisi’nin aleyhine manşet çektiği gün Hürriyet, papazı öldürdüğü iddia edilen genç yakalandı. Papazı niye öldürdü; karikatür meselesi mi, misyonerlik tepkisi mi, cinsel taciz mi... belli olur yakında.
Biliyorum, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tasarruftan bahseden Maliye Bakanı, bu “reformun karşılığında sadece ilaçta 1 katrilyon liralık artışla karşılaştı. Her mahallede pıtrak gibi çoğalan özel hastanelerin faturaları da eklendikçe neler neler çıkacak daha...
Biliyorum, Hüsamettin Özkan Yüce Divan’daki son savunmasında “Malvarlığını bile açıklayamayanlar beni buraya sevketti derken, Başbakan malvarlığını açıklıyordu...
Biliyorum ama, Kurtlar Vadisi’nin film haliyle ilgili yazı yazmak aslında ciddi bir moda. Ama derdim moda değil, Mutlu Parkan’ın artık piyasada bulunamayan, talebelik dönemimde okuduğum ve çok yararlandığım kitabından bahsetmek. Kitapta, filmlerde kötülerin daima kaybetmesi meselesi açıklanıyordu. İzleyici, filme girer, kötüler kötülüklerini zirveye kadar taşır ve sonunda mutlaka kaybederlerdi. Seyircinin duygu ve düşünceleri film içinde yoğunlaştırılır, yükseltilir ve sonunda kötünün zaferine yakın bir yerde çıkan çatışma ile savaş iyiye kazandırılır. Gerçek hayatta bir türlü iyi’nin kazanamadığını bilen, yaşayan; bizzat kaybeden seyirci de film içinde iyiyle özdeşleştiği için, bu “son sayesinde duygularını boşaltır.
Gerçek hayatta yapılamayan bir filmde yapılır.
Galiba teknik olarak da “katarsis deniliyordu bu duruma.
Bu yüzden nice filmler heba olup gitmiştir.
Bu yüzden Hollywood ciddi bir yalandır.
Bu yüzden, bir zamanlar adam sandığımız De Niro, Korku Burnu’nda rolü kabul etmeden önce, “Sonunda ailenin kazanmasını şart koşmuştur. Gören de Amerika’da hep aile kazanıyor sanır. Bu yüzden nice parlak yönetmen kenara itilmiştir. Kimi filmler sansürden uzun yıllar kurtulamamıştır.
Ama “iyilerin kazandığı filmler hep ön sıradadır. Ama bu filmlerde “iyilik değil, “iyi kazanır. Bütün zaafları da buradadır zaten. Altı boş, içi kof iyiler dayatılmaktadır bu filmlerle sadece. Bu yüzden, gerçek hayata bir katkıları olmadığı gibi sadece köpük katarsisler oluşturdukları için yenilerini de sürekli üretmek gerekmektedir.
Bizim borsada katarsis zirvesi yapan son ürünümüz de Kurtlar Vadisi filmi.
Gerçek hayatta çuvalı giymişsinizdir; sinemada seyirciye çıkarttırırsınız...
Gerçi Batılı insan için bu arınma belki mümkün. Belki Türk tipinde ters tepiyor bu katarsis anlayışı... Bilmiyoruz, Türkler bu filmden çıkarken Amerikan nefreti artmış olarak mı çıkıyor; arınmış olarak mı çıkıyor; yoksa nefreti artmış olarak mı?
Memlekette sosyoloji ve psikoloji alanında dişe dokunur, işe yarar bir araştırma görmediğimiz için uzun zamandır, bunun cevabını da bilmiyoruz.
Ama, 3 gün içinde 1 milyondan fazla izleyicinin izlemesi; bu kadar kof, bu kadar boş, bu kadar sahte ve belli ki bu kadar acemi bir filme bu ilgi kadar, filmin galasına katılan insanların eğitim, kariyer durumu da ayrıca bir inceleme konusu. Bütün seviyemiz artık bu kadar mı?
Umutsuz olmak için sebep çok...
Ama umut için de ‘buradayız’ diyenler var.
Yavuz Turgul gibi... Onun çektiği Gönül Yarası filmi gibi...
Kanal D pazartesi akşamı yeniden yayımladığı için artık milyonların izlediği bir film haline geldi, bu yüzden ben de aslında size Gönül Yarası filminden bahsetmek istiyorum.
Gerçi, bu konuda mükemmel bir analizi Sadık Yalsızuçanlar Zaman gazetesinde yazmış, mutlaka okuyun http://www.zaman.com.tr/?hn=246911&bl=yorumlar&trh=20060115.
Her filmi içi boş, ne idüğü belirsiz “iyi karakterler kazanmaz. Gerçek hayata çok daha uygun olarak “iyilik kazanabilir belki.
Gönül Yarası da böyle bir film. Fazla yetenekli olmayan Meltem Cumbul’dan yeni yıldız Timuçin Esen’e herkes çok iyi oynuyor. Şener Şen’in oyunculuğu için ayrı bir paragraf gerek, ama artık izlediniz, uzatmaya gerek yok.
Filmin başarısı için, müzikten görüntüye kadar herşeyin dört dörtlük olduğunu; başlangıçta bir iki diyaloğun biraz zorlama kaçtığını; Yavuz Turgul’un karakterleri çabucak tanıtmak için biraz aceleye getirdiği kısa bir iki yer olduğunu belirtelim sadece.
Az anlaşılmış olduğunu düşündüğüm 21 Gram filminde de kalbi iflas etmiş bir adam, sonunda iki çocuğu ve eşini kaybedip tekrar uyuşturucu bağımlısı olma yolunda yürüyen bir kadına; trafik kazasında 3 kişinin ölümüne neden olup hayata ve daha kötüsü Allah’a olana inancını kaybetmiş bir adama ve umutsuzca bebek sahibi olmaya çalışan ama kocasından boşanmak üzere olan bir kadına... üç insana yeniden hayat vermişti.
İki kadın hamileydi film biterken, yani hayata yeniden tutunuyorlardı. Bir adam ailesine, hayata ve Allah’a yeniden kavuşuyordu.
Bütün bunları kalbi iflas etmiş bir adam, ölmeden hemen önce başarmıştı. Sonunda da öldü.
Gönül Yarası en çok 21 Gram’ın bu tarafına benziyor.
Cumhuriyet’i ve aydınını simgeleyen emekli öğretmen Nazım (Şener Şen) film biterken annesi babası ölmüş (çünkü öldürücü bir ilişki baştan beri) bir kızın yeniden konuşmasına vesile oluyor. Ve bu kızı artık doğurması ihtimali olmayan kendi öz kızına veriyor evlat olarak.
Hayat sürüyor.
Bir sürü kötülük, sıkıntı arasından bir filiz doğuyor yeniden veya bir sürgün bir başka toprakta yeniden hayat buluyor...
Müziklerinin başarısı Neşet Ertaş’ın kasetlerinde bile olmayan güzellikte bir Karlı Dağlar yorumundan belli zaten ama ayrıca soundtrack’ı çıkarılacak kadar da belgeli olan film için, Kurtlar Vadisi ve benzeri düzeysiz saçmalıklara karşı yüzümüzü ağarttığı için teşekkür ediyorum bir kere daha. Katarsis numaraları çekmeden, yalan söylemeden bizi bize bizden öykülerle en temiz, en özenli şekilde anlatabildiği için...
Sahi, Camdan Kalp diye de bir film vardı, izlemiş miydiniz?
http://www.8sutun.com/node/7122