Muhammed İkbal
Muhammed İkbal
İslam alimi. Kurtuluş savaşı yıllarında zor durumda Pakistan halkını, Türk halkının milli mücadelesine destek vermek için örgütlemiş, milli mücadelede kullanılmak üzere Pakistan halkından 1.5 milyon sterlin toplayıp Ankara hükümetine yollatmıştır
Doğumu
1873
Pakistan'ın Pencap eyaletine bağlı Siyalkut
Ölümü
21 Nisan 1938
İkbal, Farsça, Arapça edebiyat dersleri görmüş, Lahor'da yüksek felsefe derslerine devam etmiştir. Avrupa'ya geçerek uzunca bir dönem Cambridge'de felsefe çalışmış, Münih'te felsefe yapmıştır.
Lahor'da İngiliz Edebiyatı ve felsefe profesörlüğü görevinde bulunmuştur.
M. İkbal, sanatla tefekkürü kendisinde birleştiren bir hüviyettir. Onun şiirinin mayası tefekkürdür.
Onu Avrupa felsefesi doyuramadı. İkbal’e göre kurtuluş, garbin aklî verimliliğini sentez yapmakla mümkün olabilecektir.
August Comte'den Goethe'ye kadar bütün bu filozofların felsefesini noksan buluyordu. Çünkü (Bunlar) ruh ve gönül nedir, bilmiyorlardı.
Garb tefekkür dünyası zirvelerini senelerce dolaştıktan sonra, yuvasını Mevlâna’nın şahikasında kurdu. Mevlana hakkındaki bir manzumesinde: "Ben bir dalgayım, parlak bir inci vücuda getirmek Muhammed İkbalin onun denizine yerleşmişim..." der.
1927'de Pencap yasama meclisine seçilen Muhammed İkbal "Bağımsız Pakistan" fikrini ortaya attı.
"Şark’tan Haber", "Sonsuzluk, Sark Milletleri ne yapmalı","Cebrail'in Kanadı", "Hicaz armağanı", "İktisat Bilimi", "İslam’da Dini Tefekkürün Yeniden Teşekkülü" önemli kitapları arasındadır.
Aşk kılavuz istemez, tek başına yol alır.
Hâşâ ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. Hakikaten ölüm ebediyet âlemine açılan ilk perdedir.
Devletler şairlerin kalbinde doğar, politikacıların ellerinde büyür ve ölürler.
İnsana sığabilene kâinat, kâinata sığamayana insan derim.
Mevlâna, aşkın rehberidir; sözleri susuzlara çeşme, vücudu vecd-ü heyecandır.
Rumî’yi takip ediniz, o nereye giderse siz de gidiniz ve bir müddet başkalıkları terk ediniz.
İlim, apaçık bir sualdir. Aşk ise gizli bir cevaba benzer.
Harekette birlik olmazsa, fikirde birlik faydasızdır.
Uykuyu hafif bir ölüm, ölümü de ağır bir uyku bil.
Bab-i Cibril'deki duası...
DUA
Allahım, lütfunla, kereminle bu milletin ağacı yeşildir,
Senin kereminden bu millet bugün hâlâ yaşayabilmektedir!
Allahım, İslam milletine kıpırdanış, silkiniş imkanı bağışla,
Hz.Ali gönlü, Hz.Ebubekir sadakati ve ihlası bağışla!
Bu ümmetin ciğerine Muhammed aşkının okunu sapla,
Yeniden dünyaya hakim olma arzusu uyandır onlarda!
Öyle ki, senin gök kubbende daima parlak kalsın yıldızlar,
Senin dünyanda gecelerini ibadetle geçirenler selamette kalsınlar!
İslam gencine ciğer ateşi İslam’a hizmet harareti lûtfet,
Ona benim Peygamber aşkımı, derin görüşümü nasip et!
Benim gemimi içinde bulunduğu girdaptan kurtar,
Ona hızlı gitme gücü bağışla, yavaş gitmesinden kurtar!
Allahım, ölme yaşama sırlarını öğret bana,
Çünkü bütün bu kâinat senin ilmin içindedir daima.
Uykusuz gözlerim senin için yaşlıdır.
Senin için kalbimde dayanılmaz dertler saklıdır.
Sabahlara kadar feryat ve niyazlarım senin için,
Yalnızlığımda ve meclislerde yanıp yakılışlarım senin için.
Heyecanlarım, arzularım, burkuluşlarım senin için.
Umutlarım, aranmalarım hepsi, hepsi senin için.
Benlik
Muhammed İkbal
Çeviren
Yusuf Salih Karaca
Benliğinizi altın gümüş karşılığında satma,
Kıvılcım karşılığında alev vermezler.
Sürmesinden acemin gözü ince görüşlü olan
Ve hakikatleri gören Firdevsî şöyle der:
Para uğruna kötü ve alçak tabiatlı olma!
Para olmasa da iyi huyunu terkedenlerden olma! ’.
Kurtuba Camii
Muhammed İkbal
Çeviren
Yusuf Salih Karaca
Gece ile gündüz zinciri, hadiselerin görünüş tablosudur,
Gece ile gündüz zinciri, hayat ile ölümün aslıdır.
Gece ile gündüz zinciri iki renkli ipek ipliğidir sanki,
Bunlardan örer zat-ı ilahî kendi sıfatlarının elbisesini.
Ezel sazının tellerinden çıkan feryattır gece ile gündüz zinciri,
Bunlarla yapmakta Allah teala tiz ve pes perdelerini.
Bu beni de seni de kontrol etmektedir,
Gece ve gündüz zinciri, kâinatın sarrafıdır.
MUHAMMED İKBAL’DEN ŞİİRLER
Türkçesi: Prof. Dr. Halil Toker
Pakistanlı şair ve yazar Muhammed İkbal (1873-1938)
EĞİTİM
Yaşam başka bir şey, ilim ise bambaşka
Yaşam cismin ciğeri, ilim zihni aydınlatmakta
İlimde zenginlik, güz ve zevk varsa da
Bir soru var ki hâla kafamı kurcalamakta
Şaşılacak ne var senin kadehin boş kalmışsa
Görüş sahipleri az da, âlimler çok ortada
Medrese şeyhinin tarzında gönül ferahlığı ne arar
Kibrit ne işe yarar ampulü tutuşturmakta!
(Zarb-ı Kelîm, s.79, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
541)
GÖRÜŞ ZEVKİ
Şu ölüme mahkûm Çinlinin ne yüce idi benliği
Ki idam ânı geldiğinde şöyle dedi cellâda:
Dur! Biraz dur da bakayım kılıcın güzelliğine
Çünkü cezp ediyor gönlümü bu hoş manzara!
(Zarb-ı Kelîm, s. 132, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
594)
ŞAİR
Kavim vücutsa eğer, onun azaları fertler
Kavmin sanatkârları kavme el ayaklık eder
Onlarla düzeni kaim hükümetin, onlar güzel
yüzü kavmin
Kavmin gözünü aydınlatır güzel sözlü şu şairler
Bir uzuv ağrırsa eğer, gözler her dem yaş akıtır
Tüm vücudun dert ortağıdır kavmin gözü şu
şairler
(Bâng-ı Derâ, s. 61, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
61)
Sen ne yeryüzü, ne gökyüzü içinsin
Dünya senin içindir sen dünya için değil
Bu akıl ve gönül de aşk ateşinin kıvılcımı
Akıl çerçöp, gönül sazlık ateşinden başka bir şey
değil
Ah ile feryat makamıdır şu çimenlik ve çayır
Gül bahçesi değil o, yuva yeri hiç değil
Engin denizlere açılmak için yaratılmıştır gemin
Ravi, Nil ve Fırat’ta oyalanmak için değil
Zamanında yıldızlara yol gösterenler
Yol bilen biri gelir diye beklemekteler
Yüce görüş, güzel söz, cesur yürek hep birden
Kervanın önderi için yolda azık görevi görürler
Basit bir laftı bu, Acem düşününü takip edenler
Geliştirip karıştırdı onu, destan gibi süslediler
Boğazımdaki nağme Cebrâil’i sarsacak türden
Ve de “Lâ-mekân” için sakladığın o kelimeler
(Bâl-i Cibrîl, s. 49-50, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
341-342)
DOĞU EDEBİYATI (KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT DERGİSİ), YIL: 1, SAYI: 1, İLKBAHAR-YAZ 2007
47
Eski ateşi gözden kayboldu Doğu hayatının
Muhammed İkbal
Çeviren
Vehbi Taşar
Eski ateşi gözden kayboldu Doğu hayatının
Nefesi durakladı ve ruhu terketti vücudunu —
Bir resim gibi zincirsizdir nefesi —
Ve bilmez hayatın nedir tadı.
Kalbi kaybetti arzuyu ve hasret çekmeyi,
Flütü bıraktı çıkarmayı notanın sesini.
Ben ayrı bir şekilde beyan ediyorum kendi fikirlerimi,
Ve Mahmud’un kitabına cevap vermek için yazıyorum bunu.
Şeyhin devrinden beri,
Hiçkimse hayatımıza ateşten kıvılcım vermedi.
Yeryüzünde yatıyoruz vücudumuzun etrafında kefenlerle,
Ve yaşamadık bir tek ölüp te yeniden dirilme olayını.
O Tebriz’li akıllı adam tanık oldu gözlerinin önünde
Cengiz’in saldırısından sonuçlanan felaketlere.
Ben başka türlü bir devrim gördüm:
Çıkışını yeni bir güneşin.
Çıkardım anlayışın yüzünden duvağı,
Ve güneşi verdim ellerine bir toz tanesinin.
Sanmazmısın sarhoş olduğumu benim şarapsız?
Ve masallar çevirdiğimi şairler gibi.
İyilik görmezsin aşağılık bir insandan,
Beni şair olmakla suçlayan.
Yapacak hiçbir şeyim yok benim sevgilinin sokağıyla,
Ve ne keder çeken kalbim var ne de sevgili için bir özlemim;
Ne de tozudur benim yeryüzüm caddenin,
Ne de bir kalp vardır çamurumda benim kontrolunu kaybeden kendisinin.
Hayatta görevim benim aynı saftadır Doğru Sözlü Cebrail’le.
Ne rakibim var, ne bir haber verenim, ne de ben bir hamalım.
Dilenci olmama rağmen, Musa’nın gereçleri vardır bende:
Krala yakışan bir ihtişamı altında dilenci giysisinin.
Eğer ben yeryüzüysem, çöl alamaz beni içine;
Su olsam, nehir kuşatamaz beni.
Bir taşın kalbi titrer camımda benim,
Okyanusu sahilsizdir düşüncemin.
Perdemin gerisinde pek çok alın yazısı gizli yatar
Ve bir çok ölüp te yeniden dirilmeler doğar elime benim.
Bir an için kendi köşeme çekildim,
Ölümsüz bir dünya yarattım.
“Utanç duymam ben böyle şiirden,
Çünkü bir ‘Attar gibisi yüz senede bir bile gelmeyebilir’”
Bir yaşam ve ölüm savaşı veriliyor ruhumda,
Gözüm perçinlenmiştir ölümsüz hayatın üzerine,
Senin çamurunun hayata yabancı olduğunu gördüm,
Bu yüzden verdim senin vücuduna nefesini kendi ruhumun.
Bütünüyle tesiri altındayım sahibi olduğum ateşin:
Aydınlat gecenin karanlığını benim lâmbamla.
Kalp vücudumun toprağına dikildi benim bir tohum gibi,
Başka bir nasip yazılıydı benim kitâbeme.
Khudi’nin ideali tatlı bal gibidir benim için.
Başka ne yapabilirim ben? Bütün mevcut malım bu deneyimden ibaret.
İlkönce kendim tadına baktım bu deneyimin,
Sonra karar verdim onu paylaşmaya insanlarıyla Doğu’nun.
Eğer Cebrail bakabilseydi bu kitabın içine,
İlâhi Işığı bir tarafa atardı sanki tozmuş gibi o;
Hayıflanırdı kendi düşük makamından,
Ve haber verirdi Tanrı’ya kalbinin halini:
“Artık istemem ben örtüsü kaldırılmış bir Tanrıyı görmeyi,
Arzu etmem başka hiçbir şey gizli kalp-yarasından.
Hazırım vaz geçmeye ebedi birleşmeden,
Çünkü şimdi anlıyorum ne tatlılıklar olduğunu ağlayıp sızlamanın içinde!
Ver bana gururunu ve boyun eğişini insanın,
Ver kalbime benim yanışını ve tüketilişini insanın.”
Mevlana’yla İlgili Sözleri :
Allah, önümüze bir merdiven koydu.
Onu basamak basamak çıkmak gerekir.
......
Allah'ın nimetine, lütfûna şükretmeye çalışmak,irade-i cûziyedir.
Senin cebriliğin ise, o lütfu inkârdır.
Onun verdiği nimete şükretmek kudretini artırır
Cebir ise, Allah'ın nimetini elinden alır.
......
Bizim dininmizde iş, cihadda ve mücalededir.
İsa dini ise dağa ve mağaraya çekilmedir.
......
İnsan, kıyamete kadar sınanmaktadır.
......
İnsan nohut misalidir; pişmelidir ki gıda olsun,
Kuvvet olsun, ormanlarda arslan kesilsin.
"Allah kalple tecelli ettiği müddetçe vücûd atıl kalmaz
İnsan ağacı hiçbir zaman hareketsiz değildir
Her an dünya yenilenir; fakat biz dünyayı
daima durur gördüğümüzden sürekli değişmeden
haberdar olmayız.
Hayat tıpkı su gibidir; yeniden yeniye hep akıp gider
İslam alimi. Kurtuluş savaşı yıllarında zor durumda Pakistan halkını, Türk halkının milli mücadelesine destek vermek için örgütlemiş, milli mücadelede kullanılmak üzere Pakistan halkından 1.5 milyon sterlin toplayıp Ankara hükümetine yollatmıştır
Doğumu
1873
Pakistan'ın Pencap eyaletine bağlı Siyalkut
Ölümü
21 Nisan 1938
İkbal, Farsça, Arapça edebiyat dersleri görmüş, Lahor'da yüksek felsefe derslerine devam etmiştir. Avrupa'ya geçerek uzunca bir dönem Cambridge'de felsefe çalışmış, Münih'te felsefe yapmıştır.
Lahor'da İngiliz Edebiyatı ve felsefe profesörlüğü görevinde bulunmuştur.
M. İkbal, sanatla tefekkürü kendisinde birleştiren bir hüviyettir. Onun şiirinin mayası tefekkürdür.
Onu Avrupa felsefesi doyuramadı. İkbal’e göre kurtuluş, garbin aklî verimliliğini sentez yapmakla mümkün olabilecektir.
August Comte'den Goethe'ye kadar bütün bu filozofların felsefesini noksan buluyordu. Çünkü (Bunlar) ruh ve gönül nedir, bilmiyorlardı.
Garb tefekkür dünyası zirvelerini senelerce dolaştıktan sonra, yuvasını Mevlâna’nın şahikasında kurdu. Mevlana hakkındaki bir manzumesinde: "Ben bir dalgayım, parlak bir inci vücuda getirmek Muhammed İkbalin onun denizine yerleşmişim..." der.
1927'de Pencap yasama meclisine seçilen Muhammed İkbal "Bağımsız Pakistan" fikrini ortaya attı.
"Şark’tan Haber", "Sonsuzluk, Sark Milletleri ne yapmalı","Cebrail'in Kanadı", "Hicaz armağanı", "İktisat Bilimi", "İslam’da Dini Tefekkürün Yeniden Teşekkülü" önemli kitapları arasındadır.
Aşk kılavuz istemez, tek başına yol alır.
Hâşâ ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. Hakikaten ölüm ebediyet âlemine açılan ilk perdedir.
Devletler şairlerin kalbinde doğar, politikacıların ellerinde büyür ve ölürler.
İnsana sığabilene kâinat, kâinata sığamayana insan derim.
Mevlâna, aşkın rehberidir; sözleri susuzlara çeşme, vücudu vecd-ü heyecandır.
Rumî’yi takip ediniz, o nereye giderse siz de gidiniz ve bir müddet başkalıkları terk ediniz.
İlim, apaçık bir sualdir. Aşk ise gizli bir cevaba benzer.
Harekette birlik olmazsa, fikirde birlik faydasızdır.
Uykuyu hafif bir ölüm, ölümü de ağır bir uyku bil.
Bab-i Cibril'deki duası...
DUA
Allahım, lütfunla, kereminle bu milletin ağacı yeşildir,
Senin kereminden bu millet bugün hâlâ yaşayabilmektedir!
Allahım, İslam milletine kıpırdanış, silkiniş imkanı bağışla,
Hz.Ali gönlü, Hz.Ebubekir sadakati ve ihlası bağışla!
Bu ümmetin ciğerine Muhammed aşkının okunu sapla,
Yeniden dünyaya hakim olma arzusu uyandır onlarda!
Öyle ki, senin gök kubbende daima parlak kalsın yıldızlar,
Senin dünyanda gecelerini ibadetle geçirenler selamette kalsınlar!
İslam gencine ciğer ateşi İslam’a hizmet harareti lûtfet,
Ona benim Peygamber aşkımı, derin görüşümü nasip et!
Benim gemimi içinde bulunduğu girdaptan kurtar,
Ona hızlı gitme gücü bağışla, yavaş gitmesinden kurtar!
Allahım, ölme yaşama sırlarını öğret bana,
Çünkü bütün bu kâinat senin ilmin içindedir daima.
Uykusuz gözlerim senin için yaşlıdır.
Senin için kalbimde dayanılmaz dertler saklıdır.
Sabahlara kadar feryat ve niyazlarım senin için,
Yalnızlığımda ve meclislerde yanıp yakılışlarım senin için.
Heyecanlarım, arzularım, burkuluşlarım senin için.
Umutlarım, aranmalarım hepsi, hepsi senin için.
Benlik
Muhammed İkbal
Çeviren
Yusuf Salih Karaca
Benliğinizi altın gümüş karşılığında satma,
Kıvılcım karşılığında alev vermezler.
Sürmesinden acemin gözü ince görüşlü olan
Ve hakikatleri gören Firdevsî şöyle der:
Para uğruna kötü ve alçak tabiatlı olma!
Para olmasa da iyi huyunu terkedenlerden olma! ’.
Kurtuba Camii
Muhammed İkbal
Çeviren
Yusuf Salih Karaca
Gece ile gündüz zinciri, hadiselerin görünüş tablosudur,
Gece ile gündüz zinciri, hayat ile ölümün aslıdır.
Gece ile gündüz zinciri iki renkli ipek ipliğidir sanki,
Bunlardan örer zat-ı ilahî kendi sıfatlarının elbisesini.
Ezel sazının tellerinden çıkan feryattır gece ile gündüz zinciri,
Bunlarla yapmakta Allah teala tiz ve pes perdelerini.
Bu beni de seni de kontrol etmektedir,
Gece ve gündüz zinciri, kâinatın sarrafıdır.
MUHAMMED İKBAL’DEN ŞİİRLER
Türkçesi: Prof. Dr. Halil Toker
Pakistanlı şair ve yazar Muhammed İkbal (1873-1938)
EĞİTİM
Yaşam başka bir şey, ilim ise bambaşka
Yaşam cismin ciğeri, ilim zihni aydınlatmakta
İlimde zenginlik, güz ve zevk varsa da
Bir soru var ki hâla kafamı kurcalamakta
Şaşılacak ne var senin kadehin boş kalmışsa
Görüş sahipleri az da, âlimler çok ortada
Medrese şeyhinin tarzında gönül ferahlığı ne arar
Kibrit ne işe yarar ampulü tutuşturmakta!
(Zarb-ı Kelîm, s.79, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
541)
GÖRÜŞ ZEVKİ
Şu ölüme mahkûm Çinlinin ne yüce idi benliği
Ki idam ânı geldiğinde şöyle dedi cellâda:
Dur! Biraz dur da bakayım kılıcın güzelliğine
Çünkü cezp ediyor gönlümü bu hoş manzara!
(Zarb-ı Kelîm, s. 132, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
594)
ŞAİR
Kavim vücutsa eğer, onun azaları fertler
Kavmin sanatkârları kavme el ayaklık eder
Onlarla düzeni kaim hükümetin, onlar güzel
yüzü kavmin
Kavmin gözünü aydınlatır güzel sözlü şu şairler
Bir uzuv ağrırsa eğer, gözler her dem yaş akıtır
Tüm vücudun dert ortağıdır kavmin gözü şu
şairler
(Bâng-ı Derâ, s. 61, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
61)
Sen ne yeryüzü, ne gökyüzü içinsin
Dünya senin içindir sen dünya için değil
Bu akıl ve gönül de aşk ateşinin kıvılcımı
Akıl çerçöp, gönül sazlık ateşinden başka bir şey
değil
Ah ile feryat makamıdır şu çimenlik ve çayır
Gül bahçesi değil o, yuva yeri hiç değil
Engin denizlere açılmak için yaratılmıştır gemin
Ravi, Nil ve Fırat’ta oyalanmak için değil
Zamanında yıldızlara yol gösterenler
Yol bilen biri gelir diye beklemekteler
Yüce görüş, güzel söz, cesur yürek hep birden
Kervanın önderi için yolda azık görevi görürler
Basit bir laftı bu, Acem düşününü takip edenler
Geliştirip karıştırdı onu, destan gibi süslediler
Boğazımdaki nağme Cebrâil’i sarsacak türden
Ve de “Lâ-mekân” için sakladığın o kelimeler
(Bâl-i Cibrîl, s. 49-50, Külliyât-i İkbâl (Urdu), s.
341-342)
DOĞU EDEBİYATI (KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT DERGİSİ), YIL: 1, SAYI: 1, İLKBAHAR-YAZ 2007
47
Eski ateşi gözden kayboldu Doğu hayatının
Muhammed İkbal
Çeviren
Vehbi Taşar
Eski ateşi gözden kayboldu Doğu hayatının
Nefesi durakladı ve ruhu terketti vücudunu —
Bir resim gibi zincirsizdir nefesi —
Ve bilmez hayatın nedir tadı.
Kalbi kaybetti arzuyu ve hasret çekmeyi,
Flütü bıraktı çıkarmayı notanın sesini.
Ben ayrı bir şekilde beyan ediyorum kendi fikirlerimi,
Ve Mahmud’un kitabına cevap vermek için yazıyorum bunu.
Şeyhin devrinden beri,
Hiçkimse hayatımıza ateşten kıvılcım vermedi.
Yeryüzünde yatıyoruz vücudumuzun etrafında kefenlerle,
Ve yaşamadık bir tek ölüp te yeniden dirilme olayını.
O Tebriz’li akıllı adam tanık oldu gözlerinin önünde
Cengiz’in saldırısından sonuçlanan felaketlere.
Ben başka türlü bir devrim gördüm:
Çıkışını yeni bir güneşin.
Çıkardım anlayışın yüzünden duvağı,
Ve güneşi verdim ellerine bir toz tanesinin.
Sanmazmısın sarhoş olduğumu benim şarapsız?
Ve masallar çevirdiğimi şairler gibi.
İyilik görmezsin aşağılık bir insandan,
Beni şair olmakla suçlayan.
Yapacak hiçbir şeyim yok benim sevgilinin sokağıyla,
Ve ne keder çeken kalbim var ne de sevgili için bir özlemim;
Ne de tozudur benim yeryüzüm caddenin,
Ne de bir kalp vardır çamurumda benim kontrolunu kaybeden kendisinin.
Hayatta görevim benim aynı saftadır Doğru Sözlü Cebrail’le.
Ne rakibim var, ne bir haber verenim, ne de ben bir hamalım.
Dilenci olmama rağmen, Musa’nın gereçleri vardır bende:
Krala yakışan bir ihtişamı altında dilenci giysisinin.
Eğer ben yeryüzüysem, çöl alamaz beni içine;
Su olsam, nehir kuşatamaz beni.
Bir taşın kalbi titrer camımda benim,
Okyanusu sahilsizdir düşüncemin.
Perdemin gerisinde pek çok alın yazısı gizli yatar
Ve bir çok ölüp te yeniden dirilmeler doğar elime benim.
Bir an için kendi köşeme çekildim,
Ölümsüz bir dünya yarattım.
“Utanç duymam ben böyle şiirden,
Çünkü bir ‘Attar gibisi yüz senede bir bile gelmeyebilir’”
Bir yaşam ve ölüm savaşı veriliyor ruhumda,
Gözüm perçinlenmiştir ölümsüz hayatın üzerine,
Senin çamurunun hayata yabancı olduğunu gördüm,
Bu yüzden verdim senin vücuduna nefesini kendi ruhumun.
Bütünüyle tesiri altındayım sahibi olduğum ateşin:
Aydınlat gecenin karanlığını benim lâmbamla.
Kalp vücudumun toprağına dikildi benim bir tohum gibi,
Başka bir nasip yazılıydı benim kitâbeme.
Khudi’nin ideali tatlı bal gibidir benim için.
Başka ne yapabilirim ben? Bütün mevcut malım bu deneyimden ibaret.
İlkönce kendim tadına baktım bu deneyimin,
Sonra karar verdim onu paylaşmaya insanlarıyla Doğu’nun.
Eğer Cebrail bakabilseydi bu kitabın içine,
İlâhi Işığı bir tarafa atardı sanki tozmuş gibi o;
Hayıflanırdı kendi düşük makamından,
Ve haber verirdi Tanrı’ya kalbinin halini:
“Artık istemem ben örtüsü kaldırılmış bir Tanrıyı görmeyi,
Arzu etmem başka hiçbir şey gizli kalp-yarasından.
Hazırım vaz geçmeye ebedi birleşmeden,
Çünkü şimdi anlıyorum ne tatlılıklar olduğunu ağlayıp sızlamanın içinde!
Ver bana gururunu ve boyun eğişini insanın,
Ver kalbime benim yanışını ve tüketilişini insanın.”
Mevlana’yla İlgili Sözleri :
Allah, önümüze bir merdiven koydu.
Onu basamak basamak çıkmak gerekir.
......
Allah'ın nimetine, lütfûna şükretmeye çalışmak,irade-i cûziyedir.
Senin cebriliğin ise, o lütfu inkârdır.
Onun verdiği nimete şükretmek kudretini artırır
Cebir ise, Allah'ın nimetini elinden alır.
......
Bizim dininmizde iş, cihadda ve mücalededir.
İsa dini ise dağa ve mağaraya çekilmedir.
......
İnsan, kıyamete kadar sınanmaktadır.
......
İnsan nohut misalidir; pişmelidir ki gıda olsun,
Kuvvet olsun, ormanlarda arslan kesilsin.
"Allah kalple tecelli ettiği müddetçe vücûd atıl kalmaz
İnsan ağacı hiçbir zaman hareketsiz değildir
Her an dünya yenilenir; fakat biz dünyayı
daima durur gördüğümüzden sürekli değişmeden
haberdar olmayız.
Hayat tıpkı su gibidir; yeniden yeniye hep akıp gider


dini sohbet
dini chat
alemsohbet
film izle
dizi izle
bedeva film izle
sohbet
chat
sohpet
yonja
netlok
netlog
sohbet
yonja
sohbet
chat
sohpet
netlog
netlok
irc
sngt
sohbet
alemsohbet
alem sohbet
sohbet
sohbet odalari
chat
sohbet
manolya
yonja
sohbet
balim
balim sohbet
cet
lez sohbet
mirc
sohbet
sohbetci
facebook
sohbet
yonja
sohbet chat
mirc indir
Haber
mirc
bedeva dizi izle
film
video
izle
filmizle
izle
Posted by
efe |
10:48 AM
Sohbet Odalari -
Seviyeli sohbet -
Sohbet siteleri -
Sohpet -
çet -
cet -
Online Sohbet -
Bedeva chat -
Sohbet Sitesi -
Sohbet chat -
Chat siteleri -
Chat odalari -
Seviyeli chat -
chat siteleri -
Muhabbet chat
Posted by
12kosekose |
7:14 PM
www.sohbetetsem.com
Posted by
sohbet et |
10:36 AM
super
Posted by
sohbet et |
10:38 AM
Sohbet Chat Sohbet Chat Sohbet Chat Sohbet Chat
Sohbet Chat Sohbet Chat Sohbet Chat Makyaj Diyet
Posted by
osmanli dizayn |
5:16 PM